Deprem Nedir ?

Yer kabuÄŸu içinde biriken enerjinin boÅŸalması ile oluÅŸan kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreÅŸimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsma olayına “DEPREM” denir.

Deprem, insanoğlunun hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı, yaşadığı, yerleştiği  yerin dahi oynayacağını ve üzerinde bulunan küçük, büyük tüm yapıların hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır. Bu nokta çok önemlidir; DEPREM SADECE BİR DOĞA OLAYIDIR. Ancak; önlem alınmayan her doğa olayı birer AFETE dönüşür.

Depremlerin oluÅŸ mekanizmalarını, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne ÅŸekilde yayıldıklarını, deprem büyüklüğü, ÅŸiddeti, deprem çözümleri, deprem kayıt cihazları ve yöntemlerini, kayıtların deÄŸerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diÄŸer konuları inceleyen tekbilim dalı “SİSMOLOJİ”‘dir.

Deprem OluÅŸum Nedenleri

Dünyanın iç yapısı hakkında, jeofizik ve jeolojik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediÄŸi bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km. kalınlığında bir TaÅŸküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taÅŸküre üzerinde yer alır. Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuÅŸaÄŸa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdeÄŸin Nikel-Demir karışımından oluÅŸtuÄŸu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısısının arttığı (33 metrede 1°C) bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeÄŸinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeÄŸin sıvı bir ortam olması gerektiÄŸi sonucuna varılmaktadır. Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.

Yerkürenin İç Yapısı

TaÅŸküre’nin altında Astenosfer denilen yumuÅŸak Üst Manto bulunmaktadır. Burada oluÅŸan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları sebebi ile, taÅŸ kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha” ya bölünmektedir. Üst Manto’da oluÅŸan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluÅŸan yüksek ısıya baÄŸlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taÅŸyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluÅŸmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceÄŸi bir hızla hareket etmektedirler.

Konveksiyon akımlarının yükseldiÄŸi yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaÅŸmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluÅŸturmaktadır. Levhaların birbirlerine deÄŸdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aÅŸağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluÅŸturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduÄŸu bu ardışıklı olay taÅŸkürenin altında devam edip gitmektedir.

İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde oluşmaktadır.

Yukarıda, yerkabuÄŸunu oluÅŸturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiÄŸi zonların da deprem bölgelerini oluÅŸturduÄŸunu söylemiÅŸtik. Birbirlerini iten ya da diÄŸerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir. İtilmekte olan bir levha ile bir diÄŸer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluÅŸur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleÅŸir ve ÅŸok niteliÄŸindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar. Bu dalgalar geçtiÄŸi ortamları sarsarak ve depremin oluÅŸ yönünden uzaklaÅŸtıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY (KIRIK) adı verilen arazi kırıkları oluÅŸabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiÅŸ olabilir. Bazen de eski bir depremden oluÅŸmuÅŸ ve yeryüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır. Bu kurama göre, herhangi bir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaÅŸ yavaÅŸ oluÅŸan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir deÄŸere eriÅŸtiÄŸinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluÅŸturmaktadır. Bu olay ani yer deÄŸiÅŸtirme hareketidir. Bu ani yer deÄŸiÅŸtirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boÅŸalması, diÄŸer bir deyiÅŸle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

Aslında kayaların, önceden bir birim yer değiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır. Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

Yorum Yap